18 Ekim 2010 Pazartesi

When you're big in japan



Resmen blogculara ya da ingilizce terimini söylerek daha bir şekilli konuşmuş olayım, resmen bloggerlara döndüm. Bu blog işi beni bozdu cidden. Oyun oynarken, bir yandan müzik dinliyordum. Öyle mal mal takılırken, Alphaville - Big in Japan çalmaya başlayınca aklımdan bir sürü şey geçti. Lise yıllarımdan tut, şimdiki zamanda Japonya'nın benim için önemine kadar bir sürü şey düşündüm. Bunlar normal olabilir ama anormal olan şey, bunları bloguma yazmam gerektiğini düşünmemdi. Arkadaş ortamlarında bile genellikle kız, futbol, oyun döngüsünden başka birşey konuşmayan adamlardan biri olarak gidişatımı tehlikeli görmeye başladım. Ama yine de yazacağım.

Japonya'nın benim için önemi dedim ama o kadar da önemli sayılmaz. Yani bir 10 sene önce Japonya, benim için sadece winning eleven'ın memleketini ifade ediyordu. Ama bu animeye sarma durumlarım olunca -evet sırf bu yüzden- Japonya'ya gitmem gerektiğine karar verdim. Yaklaşık 5 senedir lise arkadaşım Gökhan ile İtalya'ya gitme planları yaptığımızı ve gidemediğimizi hesaba katarsam herhalde 40'ıma gelene kadar Japonya'ya gitmek benim için hayal olur. Herneyse yemişim Japonya'yı. Ne diyordum ben... Bu şarkı beni birden lise yıllarıma götürdü. Lisede elektronik okudum. Nefret ettim elektronikten. Zaten elektronikten kurtulup çocukluğumun hayali olan gazeteciliğe yanlayabildim kendimi zar zor ama lise yılları güzeldi be. Yıllar harbiden çabuk geçiyor. Neyse bunlar apayrı bir yazının konusu olabilir. Ulan.. Yine buraya yazı yazmaktan bahsettim. Harbiden tam blogcu olmuşum ben beybe.

Bazı şarkılar vardır işte dinlersin, kafa sallarsın falan filan ama beni bu şarkı 11 sene öncesine götürdü. Elektronik okuyorken radyo devresi yapmıştık. Arkadaşlarımdan biri devreyi çalıştırdı. Radyoları gezerken, daha önce hiç dinlemediğimiz bu şarkıyı duyduk. Ve değiştirmedik. Tanıdık birşeyler aramaya çalışmadık. Melodisi çok güzel geldi. Şansımız vardı bi de. Şarkıyı başından yakalamıştık. İlk nakarat geçtikten sonra ikinci nakarat geldiğinde şarkının sözlerini kendimizce ezberleyip, eşlik etmeye bile başlamıştık Alpaville'deki elemanlara. "Yuvayne big in cepen, tunayt, big in cepeen virrayt" gibilerinden birşeyler sallıyorduk. Şimdi dönüp de o zamanları hatırlayınca bir garip oldum. Liseden, üniversiteden mezun olunca inanın elinde sadece çalışacağı yerin ortamı kalıyor. Arkadaşlıklar baki kalıyor ama eskisi gibi olmuyor. Buluşmalar seyrekleşiyor git gide falan. Neyse yine başka bir konuya girdim. Ne diyordum. Neyse alt paragrafa geçeyim de zaten amaçsızca yazdığım bu metin için bir de gözünü daha fazla yormayayım senin.

Öyle her şarkıyı anlamlandıran kişilerden değilim. Yani "şu şarkı ikimizin olsun" falan diyen tipler var mıdır bilmiyorum ama varsa böyle tipler, ben onlardan değilim. Normalde bu şarkı da benim için bundan ötesini ifade etmezdi. Normalde dinleyip geçecektim ama sanki herkes benim ne yaptığımı, neler hissettiğimi, neler düşündüğümü önemsiyormuş gibi, bunları yazmamı bekliyormuş gibi başımdan birşey geçtiğinde "bloguma yazarım" diyorum ve de yazdım. Bu kadar uzun yazıyı kim okur bilmiyorum. "Bunları yazınca rahatlıyorum" da diyemeyeceğim çünkü fazla değişen birşey olmuyor ruh halimde.

Buraya daha saçma şeyler yazmayı isterdim. Böyle günlük gibi kullanmayı istemezdim ama 1 kereliğine yapıyorum bunu. Bundan sonra böyle içimden geçen şeylerin yerine daha mantıksız ve saçma şeylerle karşınızda olacağım. Karşımda olan birisi olacak mı bilmiyorum ama ben burda olacağım yani. "Blogu okunmayan ezik" modundan ne zaman çıkarım bilmiyorum. Ama çıkmak da istemiyorum. Eziklik güzel şey.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder